SİTEYE DAİR

Öncelikle hoşgeldiniz... Bloğumu 2012 martında heyecanla açtığımda, izlediğim oyunların bende yarattığı etkiyi ve birikimim yettiğince bu oyunları yorumlamayı ve paylaşmayı amaçlamıştım. Sanatın pek çok alanıyla ilgili olmama rağmen tiyatro ile akademik anlamda bir bağım yoktu, çevirmen olduğum için "Tiyatro Çevirmenliği" çok ilgimi çeken bir alandı. Kendimi geliştirebilmek adına pek çok oyun izledim, okudum, araştırdım, düşündüm. Halen devam eden ve edecek olan bu süreç, tiyatroya olan sevgimin dışında ayrı bir bilinç ve birikim kazandırdı. Bundan sonra oyunlarla ilgili yazılar dışında, tiyatroyla ilgili farklı paylaşımlar da yapmak niyetindeyim, çünkü sanat insanın ruhunu zenginleştirir. Bu zenginliği her zaman paylaşmak dileğiyle, Onur.
William Shakespeare etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
William Shakespeare etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2012 Pazar

ANTONİUS İLE KLEOPATRA ÜZERİNE DÜŞÜNCELER


             
               ANTONİUS İLE KLEOPATRA ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

“Kleopatra: Pekâlâ, madem gerçekten âşıksın, o zaman, ne kadar, onu söyle.
Antonius: Ölçülebilen aşk, zavallı bir aşktır.
Kleopatra: Peki, ya ben ölçmeye kalkarsam?
Antonius: O zaman kendine yeni bir dünya bulacaksın.”


                                     

Yazan: W. Shakespeare
Çeviren: Bülent Bozkurt
Yöneten: Kemal Aydoğan
Sahne Tasarımı: Bengi Günay
Müzik: Tolga Çebi
Işık Tasarımı: İrfan Varlı
 Oyuncular: Zerrin Tekindor
                     Haluk Bilginer
                     Kevork Malikyan
                     Mert Fırat
                     Emre Karayel
                     Onur Ünsal
                     Evrim Alasya
                     Muharrem Özcan
                     Gözde Kırgız
                     Zeynep Alkaya
                     Tuğçe Karaoğlan
                     Mehmet Özbek

İktidar ve aşk yan yana gelirse ne olur? Hangisi diğerini esir alır, hangisi diğerine yenilir? İnsan hangi safta yerini alır? Aşkı için tüm gücünden vaz mı geçer, hayatından vazgeçmek pahasına? Peki, bu duruma kadın- erkek ilişkisinden bakacak olursak, ilişkiler nasıldır?  Oyundaki köylünün deyişiyle “kadınları, şeytan bile yemek istemezken” koskaca bir iktidar, nasıl olur da donanmasını denizin ortasında bırakıp da âşık olduğu kadının peşinden gider? İktidarın kısıtılılığı, sevginin sonsuzluğu karşısında yenilmiştir ve Antonius sevgisi için kendinden vazgeçer, tarihin kendine yapıştıracağı “korkak” yaftasına rağmen.

Oyun, hemen her Shakespeare oyununda olduğu gibi sevgi, güç, erdem gibi temellere dayanıyor ve Antonius ile Kleopatra’nın aşkı üzerinden medeniyetlerin çatışmasını, iktidarların savaşmalarını görüyoruz. İktidar çatışması demişken, gemideki çatışma sahnesini çok etkileyici bulduğumu söylemeliyim. Oyunun çevirisi ise bence çok başarılıydı, kulağa hitap ettiğini söylemeliyim. Ayrıca sahne düzeni de alışılmadık bir tarzdaydı, rolü biten oyuncu sahneden çıkmıyor, sahnenin bir kenarında tekrar sahnesinin gelmesini bekliyordu.

Daha önce (sinema ve televizyon çalışmalarını saymazsak) “7” (Şekspir Müzikali)’nde izlediğim Haluk Bilginer(Antonius) bana oyunculuğu çözme anlamında büyük bir ders verdi. Zira bambaşka biri olmadan da, kendi içindeki Antonius’u çıkararak, “aşk-iktidar” çatışmasını başarıyla yansıtan bir oyunculuk sergiledi. Daha önce “Vahşet Tanrısı”nda seyrettiğim Zerrin Tekindor’un (Kleopatra) oyunculuğuysa bana oldukça samimi geldi, karakterinin güvensizliğini mizahla verebilmesi, oldukça başarılıydı. Oyunda, beni etkileyen bir diğer isimse daha önce “Pandora’nın Kutusu” ve “Devrim Arabaları” filmlerinde izlediğim Onur Ünsal… Sinemadaki yalın ama etkileyici oyunculuğu, teatral yeteneğiyle birleşince, çok başarılı bir Shakespeare karakteri yaratmış, hem haberci, hem Eros, hem de Seleucus rollerinde… Kevork Malikyan’ın, Mert Fırat ve Emre Karayel’in samimi oyunculukları da oyuna renk katan unsurlardı. Fakat müzikle ilgilenen biri olarak, beni oyunda en çok etkileyen unsur Tolga Çebi’nin etkileyici müzikleriydi. Bugün aynı zamanda kendisinin Oyun Atölyesi’ne yaptığı müziklerden oluşan “Sahne Müzikleri 1 ve 2” albümünü aldım. Dilerim yakın zamanda Antonius ile Kleoptra’nın müziklerini de içeren bir albüm çıkarır Tolga Çebi.

Özetle söylemek gerekirse, beni insan- oyunculuk- müzik ve genel anlamıyla sahne sanatları üzerine düşündüren bir oyun oldu Antonius ile Kleopatra, size de tavsiye ederim.

                                      


                                 

20 Mart 2012 Salı

DOPDOLU BİR OYUN: VENEDİK TACİRİ


                           DOPDOLU BİR OYUN: VENEDİK TACİRİ
                      
                               “Dert çağıran, bedelini öder…”

Yazan: W. Shakespeare

Çeviren-Yöneten: Nesrin Kazankaya

Dramaturgi: Şafak Eruyar

Dekor-Kostüm: A. Şirin Dağtekin

Karnaval Kostüm ve Maskları: Nilüfer Moayeri

Işık: Yüksel Aymaz

Müzik Yönetmeni: Ezgi Kasapoğlu

Dans Düzeni: Erdinç Anaz

Yön. Yrd.: Zeynep Özden

Video Tasarım: İlker Yiğen - Zeynep Özden


Oynayanlar:
Shylock:  Mehmet Ali Kaptanlar
Antonio:  Can Başak/Muhammet Uzuner
Portia:     Nesrin Kazankaya
Nerissa:   Başak Meşe
Bassanio: Kayhan Teker
Gratiano: Mehmet Aslan
Launcelot: Aytunç Şabanlı/Volkan Aktan
Jessica:   Zeynep Özden
Lorenzo:  Erdinç Anaz
Salarino: Okan Kayabaş

Shakespeare’in 1596/97’de yazdığı “Venedik Taciri”’nin üzerinden yüzyıllar, Tiyatro Pera’nın sergilediği “Venedik Taciri”’nin prömiyerinin üzerinden ise tam dört yıl geçmiş… Benim gibi gönlünü sanata adamış bir genç için ne kadar geç kalmış bir yorum… Ne var ki bu oyun sergilenmeye başladığında lisedeydim ve lisemizin bizlere verdiği yoğunluk gereği tüm lise hayatım boyunca izlediğim oyun sayısı beşi geçmemiştir. (Bu sayı şimdi neredeyse iki haftada beşi buluyor)                      Bu zannediyorum yalnız benim lisemin değil, aynı zamanda genel olarak eğitim sistemimizin bir olumsuzluğu çünkü düşündüğüm zaman sanatla bu kadar ilgili olmama rağmen derslerimden kendime kalan zamanımda ancak dinlenme payı buluyordum ve şimdi üniversiteyi bitirmek üzere olan bir genç olarak o yıllarda derslerimizde işlediklerimizin bir kısmı yerine bizlere haftada en az iki kere tiyatro izleme ve yorumlama şansı verilseydi, etrafımızdaki olay ve olgulara bakışımızın çok daha farklı olacağını düşünüyorum. Elbette ben ve sanatla ilgili arkadaşlarım üniversitede ve ya iş hayatında da kendilerini geliştirebilme, olan biteni kavrayabilme şansı yakaladık ama benim eğitim sistemimizdeki bu eksikle ilgili düşüncem tamamen bir temenni, gelecek kuşakların zihinlerinin açılması, düşünce sistemlerinin değişmesi, daha erken gözlem kazanmaları içindir…
Yine de çok şanslıyım ki Tiyatro Pera’da Brecht’in “Rahat Yaşamaya Övgü”’sünü ve Çekhov’un “Vanya Dayı”’sını izleme şansı buldum. Her ikisini de çok severek seyretmiştim…
Shekespeare’in oyununun yorumlanmasına gelince ise çok başarılı bir modernizasyon olduğunu söyleyebilirim. Özellikle Devlet Tiyatroları’ndaki “Antigone” yorumlamasından sonra (ki başarısız bir modernizasyon olduğunu düşünüyorum) bu başarılı adaptasyonu görmek bana “klasikler de modern bir şekilde yorumlanabiliyormuş” dedirtti. Başarılıdan kastım, usta bir yazarın, düşünürün çok önemli bir metnini bozmadan, sade bir çeviriyle ve başarılı oyunculuklarla ( özellikle Shylock rolündeki Mehmet Ali Kaptanlar’ın göz dolduran oyunculuğunu anmadan geçemem),şık kostümlerle, göz alıcı danslarla (burada da Erdinç Anaz’ın dans düzenine önemli katkıları olduğunu düşünüyorum) ve oyunla çok paralel giden müziklerle harmanlayıp sunulabilmesindendir ki bu noktada Nesrin Kazankaya’nın başarılı yönetmenliğini de tebrik etmek gerekiyor. Bu açıdan “Venedik Taciri” dopdolu bir oyun, belki bazı seyircilere ağır gelebilir ama gerçek sanatseverler tam bir şölenle karşı karşıyalar.
Oyun, Hristiyan ve Musevi ayrımına dayanmakta ve Shakespeare’in sonelerinde de değindiği gibi özünde insanı ele almakta. Bir grup Hristiyan, bir Musevi’yi dolandırırlar fakat Musevi hakkını savunur, ne var ki dönemin koşulları gereğince Musevi olması elindekilerden olmasına yol açacaktır.
Oyunda Musevi Shylock’un Hristiyanlar tarafından küçümsendiğini, alaya alındığını, kızının da Musevi olduğu için babasından utandığını görüyoruz. Oyunun ilerlemesiyle ise Hristiyanlar’ın Shylock’un mal varlığına el koymasına tanık oluruz. Burada dikkatli olmak gerekir, oyun kimilerine antisemitizm içeriyor gibi gelse de Shakespeare Shylock’a “Yahudi insan değil mi, eli tutmaz mı, gözü görmez mi?” dedirterek aslında herkese bakışının eşit olduğunu anlatmak ister. Nitekim finalde Shylock ‘un kendisine ihanet eden kızı dâhil, herkesi affetmesi zayıflığından değil, kendisinde insana özgü “merhamet etme” duygusuna sahip olduğu, yani “insan olduğu” içindir. Shakespeare bir kez daha insan olmayı hatırlatır bize ve insan olmanın erdemlerini. Kötülükler zaten vardır ama önemli olan iyilerin kötülükler karşısında nasıl tepki vermesi gerektiğidir.
Tiyatro Pera’nın beğendiğim bir özelliği daha, kimi oyunlarda eksik bilgilerle önümüze sunulan, kimi çok beğendiğim oyunlarda arayıp da bulamadığım oyun kitapçıklarını çok başarılı ve emek vererek bize sunması, bu açıdan oyunun kitapçığı pek çok açıdan önemli bir kaynak oluşturuyor. Aynı zamanda Tiyatro Pera’nın bugüne kadar oynadığı tüm oyunların kitapçıklarından oluşmuş bir de kitabı var: “Tiyatro Pera'nın On Yılı…” Tiyatroseverler kaçırmasın! Hem oyunu hem de kitabı.